
1950 - 2011
Kurucumuz Dr. Oktay Mutlu'yu saygıyla anıyoruz.
Hollanda küçük bir memleket olmasına rağmen (Türkiye'nin yirmibirde biri) muazzam bir zirai potansiyele sahip. Bunu hem son derece iyi organize olmasına ve hem de çok modern ziraat yapmasına borçlular. Bilhassa ikinci dünya savaşından sonra, son derece modernize olmuş vaziyetteler ve hala da devam ediyorlar.
Gübreleme konusunda, hızla modern metodları kullanmaya başlamışlar, neticede bilhassa suni gübrelemede çok büyük artışlar olmuş ve ne olmuşsa da bir müddet sonra bu suni gübrelemeden olmuş. Yani 1950'lerin ortasından başlayıp 1970'lere geldiklerinde, işin farkına varıyorlar ki, toprakların randımanı düşüyor, topraklar ölüyor, iyice kumlaşıyor, toprakların tabanı taşlaşıyor ve artık suni gübre de kar etmiyor. Üstelik toprağın direnci azaldığından bitki hastalıkları da hem çoğalıyor, hem de mücadelesi zorlaşıyor.
Peki aşırı derecede suni gübrenin zararını nasıl düzeltmişler ve şimdi ne yapıyorlar?
Düzeltmek ancak; toprağın fiziksel ve kimyasal yapısını düzeltmekle olur. Bu da toprağın biyolojik dengesini sağlamakla olur; bunun içinde topraktaki canlıların ihtiyacı olan organik maddeyi telafi etmek gerekir. Biyolojik yapının düzelmesi; bilhassa humus oluşumunu, gerekli kimyasal oluşumları ve dolayısıyla fiziksel yapıyı da düzeltir.
Hollandalılar hemen suni gübrelemeyi azaltıp mümkün olduğunca organik gübrelemeye ağırlık vermişler ve hatta suni gübreyi yasaklamayı ciddi ciddi düşünmüşler, fakat tamamen yasaklamamışlar.
Bugün konuştuğum her Hollandalı ziraatçinin ana fikri bu. Dikkat edilirse toprakları gübrelemede işin amacı bilhassa organik gübre ve suni gübreyi belli oranlarda beraber kullanmak olarak meydana çıkmaktadır.
Hollandalılar 1950'lerde başlayıp, 1970'lerde hatalarını görüp, organik gübrelemeye ağırlık vererek durumlarını oldukça düzeltmişler.
Hali hazırda bizde vaziyet nedir?
Biz 70'lerden sonra suni gübre üretimine ağırlık vermişiz. Bu hem piyasada az suni gübre olmasından, hem de politik olarak hükümetlerin ziraat erbabının (ve köylünün) destekleme yoluyla oylarına göz dikmesindendir. Üreticimiz şu an topraklarda oluşan biyolojik tahribatın farkında olmadan, aşırı derecede suni gübre kullanmaktadır.
Bir taraftan sadece suni gübre kullanımı topraktaki canlıları menfi etkilemekte, diğer taraftan topraklara yeterince organik madde verilmemesi, topraktaki biyolojik yapıyı iki taraftan tahrip etmektedir. Topraklardaki canlılar iyice azalmaktadır. Netice, toprakların ölmesi, yapısının bozulup randımanın düşmesidir.
Bugün Türkiye'nin çoğu ziraatçileri bu durumu oturmuş seyran eylemekteler. Topraklar ölüyor. Neticede bunun bir de ekonomik faturası olacak ama politikacılar da galiba işin farkında değil. Sadece 1994 Mayıs'ta İzmir TARİŞ'e bir ziyaretimiz oldu. Orada Sayın Dr. Meltem Düzbastılar, zirai araştırmacı olarak, toprakların organik madde miktarlarının iyice düştüğünü uzun uzun izah etti ve buna çözüm bulmak için çırpındığını gördüm. Netice: Topraklarımız iyice ölmeden gerekli önlemleri almalıyız. Burada ziraat mühendislerine epeyce yönlendirici ve aydınlatıcı rol düşmektedir.
1989 ve 1993 yılları arasında Akdeniz Bölgesinde Hollandalı danışmanlarımızla yoğun şekilde, organik gübrenin Türkiye'ye tanıtımını yaptık. O güne kadar, samra dışında organik gübre kullanımı yoktu.
1994 senesinde Hollanda'dan 2000 ton ORG-E-VIT isimli organik gübreyi ithal ettik ve hemen hemen bir senede bütün Akdeniz bölgesine dağıtıp sattık. 1995'de 5000 ton ithalat yapmak için Tarım Bakanlığına müracaat ettik. Tarım Bakanlığı, organik gübre konusunda ithal normlarımız yoktur, dolayısıyla size ithalat izni veremeyiz dediler. Bunun üzerine Hollanda'da bu gübreyi geliştiren ve üretim tesisini kuran mühendisi Türkiye'ye getirip, bir hafta boyunca çifliklerinin yoğun olduğu bölgeleri gezdirdim. Bu ziyaretten maksat; Türkiye'de organik gübre yatırımı için durum elverişlimi ve hangi bölgelerin en uygun olduğunu tespit etmekti. Neticede, yoğunluk olarak organik gübre dağıtımını Akdeniz bölgesinde yaptığımız için fabrikayı Antalya Organize Sanayi Bölgesi'nde kurmaya karar verdik. Yarı mamül hammadde içinde Kayseri ve Konya'da organizasyonlar yaptık.
Antalya'daki fabrikamızın projelerini Hollanda'da yaptırdık. Bütün üretim hattı ve bununla ilgili bilgi ve teknolojiyi Hollanda'dan aldık. Kontrollarıda onlara yaptırdık.
Hollanda'dan o gün, bu gündür devamlı araştırma/geliştirme hususunda bir anlaşma çerçevesinde, hem pelet ve hem de sıvı ürünlerimiz için müşavirlik hizmetleri ve bilgi almaktayız.
1997 Temmuz'da Antalya'da 10.000 m2 üzerine 5000 m2 kapalı alanı ile Türkiye'nin en modern ve en teknolojik organik gübre fabrikasını üretime açtık. 100 ton/günlük kapasite. Gerektiğinde küçük bir müdahele ile 200 ton/günlük kapasiteye çıkmak mümkün.
1998'de Karaman'da 40.000 m2 üzerine bir fermente tesisi kurmak için girişimlere başladık. Buradaki kullanacağımız teknoloji için bir seneye yakın Hollandalılara araştırma yaptırdık. Neticede 1999'da o zamanki Tarım Bakanımız tarafından Türkiye'nin ilk ve en modern fermente tesisi üretime açıldı.
2000 senesinde Antalya'daki fabrikamızda sıvı üretimine de başladık.
Neredeyse 20 yıllık süre zarfında ürünlerimizin kalite yönünden en üst seviyelere getirmemize rağmen, ar/ge'nin öneminin bilincinde olarak, üretimimize devam ediyoruz.
Dr. Oktay Mutlu
Sayfa Özeti: Organik Gübre Üreticisi ITM Turhol Hakkında
Sayfa Açıklaması: Itm Turhol şirketi, antalya ve karaman fabrikalarında organik gübre üretimi yapmaktadır.
Anahtar Kelimeler: