|
Dr. Oktay Mutlu, 2002-2003 Türkiye-Hollanda arasında yapılan ticarette en başarılı iş adamı seçilmiştir. |
|
Hollanda Ekonomi Bakanı Mv.Karien van Gennip'den ödül alırken. |
Gübreleme konusunda sırasıyla önce Hollanda'ya ve sonra da Türkiye'ye bakalım..
Hollanda küçük bir memleket olmasına rağmen (Türkiye'nin yirmibirde biri) muazzam bir zirai potansiyele sahip. Bunu hem son derece iyi organize olmasına ve hem de çok modern ziraat yapmasına borçlular. Bilhassa ikinci dünya savaşından sonra, son derece modernize olmuş vaziyetteler ve halada devam ediyorlar.
Gübreleme konusunda, hızla modern metodları kullanmaya başlamışlar, neticede bilhassa suni gübrelemede çok büyük artışlar olmuş ve ne olmuşsa da bir müddet sonra bu suni gübrelemeden olmuş.Yani 1950'lerin ortasından başlayıp 1970'lere geldiklerinde, işin farkına varıyorlar ki, toprakların randımanı düşüyor, topraklar ölüyor, iyice kumlaşıyor, toprakların tabanı taşlaşıyor ve artık suni gübre de kar etmiyor. Üstelik toprağın direnci azaldığından bitki hastalıkları da hem çoğalıyor, hem de mücadelesi zorlaşıyor.
Peki aşırı derecede suni gübrenin zararını nasıl düzeltmişler ve şimdi ne yapıyorlar?
Düzeltmek ancak; toprağın fiziksel ve kimyasal yapısını düzeltmekle olur. Bu da toprağın biyolojik dengesini sağlamakla olur; bunun içinde topraktaki canlıların ihtiyacı olan organik maddeyi telafi etmek gerekir. Biyolojik
yapının düzelmesi; bilhassa hümüs oluşumunu, gerekli kimyasal oluşumları ve dolayısıyla fiziksel yapıyı da düzeltir.
Hollandalılar hemen suni gübrelemeyi azaltıp mümkün olduğunca organik gübrelemeye ağırlık vermişler ve hatta suni gübreyi tamamen yasaklamamışlar, fakat yasaklamayı ciddi ciddi düşünmüşler.
Bugün konuştuğum her Hollandalı ziraatçinin ana fikri bu. Dikkat edilirse toprakları gübrelemede işin amacı bilhassa organik gübre ve suni gübreyi beraber kullanmak olarak meydana çıkmaktadır.
Hollandalılar 1950'lerde başlayıp, 1970'lerde hatalarını görüp, organik gübrelemeye ağırlık vererek durumlarını oldukça düzeltmişler.
Biz yetmişlerden sonra suni gübre üretimine ağırlık vermişiz. Bu hem piyasada az suni gübre olmasından, hem de politik olarak hükümetlerin ziraat erbabının (ve köylünün) destekleme yoluyla oylarına göz dikmesindendir. Şu anda topraklarda oluşan biyolojik tahribatın farkında olmadan, aşırı derecede suni gübre kullanılmaktadır.
Bir taraftan sadece suni gübre kullanımı topraktaki canlıları menfi etkilemekte, diğer taraftan topraklara yeterince organik madde verilmemesi, topraktaki biyolojik yapıyı iki taraftan tahrip etmektedir. Topraklardaki canlılar iyice azalmaktadır. Netice, toprakların ölmesi, yapısının bozulup randımanın düşmesidir.
Bugün Türkiye’nin bütün ziraatçileri bu durumu oturmuş seyran eylemekteler. Topraklar ölüyor. Neticede bunun bir de ekonomik faturası olacak ama politikacılar da galiba işin farkında değil. Sadece 1994 Mayıs’ta İzmir TARİŞ’e bir ziyaretimiz oldu. Orada Sayın Dr. Meltem Düzbastılar, zirai araştırmacı olarak, toprakların organik madde miktarlarının iyice düştüğünü uzun uzun izah etti. Ve buna çözüm bulmak için çırpındığını gördüm. Netice: Topraklarımız iyice ölmeden gerekli önlemleri almalıyız. Burada ziraat mühendislerine epeyce yönlendirici ve aydınlatıcı rol düşmektedir.
1989 ve 1993 yılları arasında Akdeniz Bölgesinde Hollandalı danışmanlarımızla yogun şekilde, organik gübrenin Türkiyeye tanıtımını yaptık. O güne kadar, samra dışında organik gübre kullanımı yoktu.
1994 senesinde Hollandadan 2000 ton ORGEVİT isimli organik gübreyi ithal ettik ve hemen hemen bir senede bütün Akdeniz bölsesine dagıtıp sattık. 1995 de 5000 ton ithalat yapmak için Tarım Bakanlıgına müracaat ettik.
Tarım Bakanlıgı, organik gübre konusunda ithal norumlarımız yoktur,dolaysile size ithalat izni veremeyiz dediler.Bunun üzerine Hollandada bu gübreyi geliştiren ve üretim tesisini kuran mühendisi ( Mr.Ir.E. van Tuijen ) Türkiyeye getirip, bir hafta bütün yumurta çifliklerinin yogun oldugu bölgeleri gezdirdim. Bandırma,Afyon,Kayseri,Çorum,Konya vs. Bu ziyaretten maksat; Türkiyede organik gübre yatırımı için durum elverişlimi idi ve hangi bölgelerin en uygun oldugunu tesbit etmekti.
Neticede, yogunluk olarak organik gübre dagıtımını Akdeniz bölgesinde yaptıgımız için Ana Fabrikayı Antalya Organize Sanayi Bölgesinde kurmaya karar verdik.Yarı mamül hammadde içinde Kayseri ve Konyada organizasyonlar yaptık.
Antalyadaki fabrikamızın projelerini Hollandada yaptırdık.Bütün üretim hattı ve bununla ilgili Know-How ve teknolojiyi Hollandadan aldık.Kontrollarıda onlara yaptırdık.
Holladadan o gün, bu gündür devamlı ARAŞTIRMA / GELİŞTİRME hususunda bir anlaşma cerçevesinde,hem pelet ve hemde sıvı ürünlerimiz için müşavirlik hizmetleri ve bilgi almaktayız.
1997 Temmuzda Antalyada 10.000 m2 üzerine 5000 m2 kapalı alanı ileTürkiyenin en moderin ve teknolojik organik gübre fabrikasını üretime açtık. 100 ton günlük kapasite.Gerektiginde küçük bir müdahele ile 200 ton/günlük kapasiteye çıkmak mümkün.
1998 de Karamanda 40.000 m2 üzerine bir Fermentasyon tesisi kurmak için girişimlere başladık.Burdaki kullanacagımız teknoloji için bir seneye yakın Hollandalılara arştırma yaptırdık.Neticede 1999 da o zamanki Tarım Bakanımız tarafından Türkiyenin ilk ve en moderin tesisi üretime açıldı.
2000 senesinde Antalyadaki fabrikamızda sıvı üretiminede başladık.
Ve hala hem araştırma/geliştirmeye ve hemde yeni ürünler cıkarmaya devam ediyoruz.